Tasarımcının Mumu Yatsıya Kadar Yanar!
Salih Akkemik Tarih: 27/07/2009 Yorum: 6 adet
Okunma : 1937 Tutanlar: Bu yazıyı 5 kişi tuttu.
Bu yazı tamamen kişisel görüşlerime dayanmaktadır. Yaklaşık 10 yıldır bu sektörün içinde yer alan bir kişi olarak, ayrıca son 5 senedir de özel kurs ile üniversite ortamında eğitmen ve öğretim görevlisi olarak teorik ve pratik tasarım eğitimi veren bir kişi olarak yazdıklarım bilgi ve tecrübelerimin kişisel yorumlara dönüşmüş şeklidir. Ayrıca bu yazıyı kimseyi suçlamak amacıyla yazılmamıştır.
Öncelikle bu yazı okuyanlara günah çıkarmanın bir yolu olarak gözükebilir. Ben bu konuda rahatım çünkü burada yazdıklarımı öğrencilerimden hiçbir zaman saklamadım. Hatta onlara hep söylediğim, çoğu kişinin de daha önce duymuş olduğu bu konuya çok uygun bir sözle başlamak istiyorum. Öğrencilerime uzmanlık alanım gereği iletişim tasarımı uygulamalarında yaratıcı ve vurucu fikir çalışması ile hedef kitleye nasıl ulaşılır konusunda derse başlarken az önce bahsettiğim şu sözü söylerim: "Ortaya bir yalan atacaksınız. Bu yalana önce siz inanacaksınız, sonra da karşınızdakileri inandıracaksınız." Eminim bu sözü duyanlarınız ve kullananlarınız olmuştur. Evet. Gerçekten bu iş böyledir ve bu söz bu işi özetlemek için yeterlidir.
Hemen tasarım=yalan ve tasarımcı=yalancı sonuçları herkesin kafasında oluşabilir. Bu yazıyı yazmamdaki amaç bu konu zaten ve bu konuya biraz daha yakından bakalım. Öncelikle "tasarlamak" sözcüğünün anlamı gerçekleşecek bir olayı önceden nasıl gerçekleşeceğini düşünmek, planlamak ve o şekilde gerçekleşmesi için çalışma yapmaktır. Görüldüğü üzere tasarım yapmak olayları doğal sürecinden çıkartarak istediğimiz şekilde gerçekleşmesini sağlamaya çalışmaktır. Sadece tanımı bile aslında durumu çok açık bir şekilde göstermektedir ama ben konuyu ayrıntılandırmayı sürdüreceğim.
Bu konu bana göre hemen hemen her alandaki tasarım işlerini kapsar (istisnalar olabilir). Konuya direkt olarak gireceğim. Bu konuya en iyi örnek verilebilecek alanlardan biri reklam çalışmalarıdır. Herhangi bir ürünün veya hizmetin reklamını izlediğimizde her zaman ilgili ürün veya hizmetin iyi ve üstüne taraflarını gösterirler, olumsuz yönleri hiç gösterilmez. Bunu tabii ki reklam çalışmalarının başarılı olması açısından doğal bir durum olarak görebilirsiniz. Ancak işin biraz daha arka planına bakacak olursak çeşitli zararları olan ürünlerin, insanlar ve çevre üzerindeki zararları açısından bu ürünlerin reklam ve promosyon çalışmalarını yapanların hiç mi suçu yoktur? Bütün suç üretici firmada ve sadece patronlarda mıdır? Bana göre hatta suçun büyüğü bu reklam ve promosyon çalışmalarını yapan tasarımcılardadır. Zaten onların görevi ürünün olumsuz yönlerini görmemezlikten gelip, ürünü süsleyip, cilalayıp insanlara yutturmak değil midir? İsmini söylemeyeceğim dünyanın her yerinde satış yapan büyük bir kola firması ile fast-food firması buna en iyi örneklerdir. Hiçbir reklamcının bu içecek midenize zararlıdır ya da bu yiyecekler obezitenin baş sebebidir şeklinde bir ibare kullandığını gördünüz mü bir afiş veya reklamda? Tabii ki diyemezler çünkü dediklerinde anda işten kovulurlar ama aslında onlar da bilirler gerçeği, sadece ortaya atılan yalana önce kendileri inanırlar ki sonra da diğer insanları inandırabilsinler. Hatta o kadar zavallı bir duruma düşerler ki bu tip ürünlerinde reklamlarında sürekli enerjik, dinamik, oraya buraya zıplayan tığ gibi gençleri kullanırlar. Başka bir örneğe bakacak olursak bir sigara veya alkollü içki markasının logo veya etiketini yapmış, hatta belki bu tasarımla ödül almış bir tasarımcı acaba ne kadar övünülecek bir iş yapmıştır? Bence övünmesi değil kahrolması gerekir milyonlarca insanın hasta olmasına veya ölmesine katkıda bulunduğu için... Dünyadaki en aşağılık işlerinden biri olan faizle para vermek kredi kartı, bireysel kredi, araç kredisi, konut kredisi vb isimlerle ne kadar güzel yutturuluyor öyle değil mi? Peki yutturulması eylemini kim yapıyor? Bankacılar mı yoksa bu işi allayıp pullayıp insanlara sunan reklamcılar, tasarımcılar, yaratıcı yönetmenler ya da benzeri bir görevde olan her kimse... Konu gündeme geldiğinde de hemen arkasına sığınılan "arz-talep" veya "ben işimi yapım" sözü ortaya atılır. Ne güzel öyle değil mi? Övgü geldiğinde hemen sanki çok iyi bir iş yapmış gibi işi sahiplenmek, eleştiri geldiğinde de sadece profesyonelce işini yapmış olmak ya da talepleri karşılamak... Ne büyük iki yüzlülük! Bu örnekler belirli bir sektör ile sınırlı kalmış olabilir ancak tasarım işlerinin nasıl bir ortamda ve ne tür amaçlarla yapıldığını gösterir görüşündeyim.
Ben basılı grafik tasarım işlerinden etkileşimli medya işlerine kadar geniş bir alanda bulunduğum ve ders verdiğim için konuyu daha da açmaya devam ediyorum. Pokemon izlemekten psikolojisi bozulan çocukların, kendini örümcek adam sanarak pencereden atlayanların, yıldız savaşları ile kafayı bozup jedi dinini benimseyenlerin vb. bir çok örnekte olanların hesabı kimden sorulmalı? Bu gibi işleri yapanların yaptıkları iş hakkında böbürlenerek konuşmaları ve üzerine takdir ve saygı beklemeleri ne derece doğru bir davranıştır? Bunların dışında tabii ki teknolojik gelişmelerin sonucunda ortaya çıkmış durumlar da var. Günün her saatinde internette, televizyonda, billboardlarda, afişlerde, radyoda, kısa mesajlar kısaca her medya ve iletişim aracında GSM ve cep telefonları markalarının reklamlarını veya hizmet duyurularını görürüz. Peki ballandıra ballandıra insanlara anlatılan GSM hizmetleri ve tanıtılan cep telefonları ne kadar zararlı ve ne kadar yararlı? Yapılan bin bir türlü soytarılıkla insanlara adeta bir ihtiyaçmış gibi yutturulan insan ve çevre sağlığına ne kadar zarar verdiği bu ürün ve hizmetlerin tanıtım ve iletişim çalışmalarını yapanların ne kadar umurunda? Aslında onların da bilgisi dahilindedir ve umursuyorlardır ancak her zamanki profesyonel iş ahlakı (!) içerisinde sadece amaçları bu ürün ve hizmetleri insanları kandırarak satmaktır. Bunun dışındaki koşulları nedense kendilerinin dışında gibi görürler, sonuçta onlar sadece iletişim faaliyetlerin yapan tasarımcılar değil mi? Gerçek bir iki yüzlülük! Çünkü bu işin içinde olanların yaptığı hayata karşı dürüst olmamaktır.
Hepsinin üzerine bu tip işlere verilen bir dizi ödüller vardır. Ödülü alan tasarımcılar, yönetmenler, özel efektçiler vb. ilgili kişiler ödülü büyük bir gururla alarak yaptıkları işle sanki dünyayı kurtarmış, sosyal bir soruna çözüm bulmuş gibi övünç dolu sözler sarf ederler. Tam bir maskaralık! Ayrıca bu tip yarışmaların bir kısmında ödül alan projelerin telif hakkının yarışmayı düzenleyen grup ve şirket tarafından alınabileceğini, projenin kullanılabileceğini belirten kurallar yer alır. Bunun anlamı yarışmanın açıkça ticari amaçla yapıldığı ve ilgili yarışma kategorisine göre insanları en iyi kandırabilecek, ceplerindeki parayı en iyi ve doğru yolla alabilecek projeleri bulmak ve daha sonra bu projeleri firmanın kullanabileceği uygun şekle getirerek kullanmaktır. Ben bunu da yeri geldiğinde öğrencilerime söylüyorum hatta kendi hazırladığı projeyi gerçekleştirip kullanmak isteyenler olursa, yarışma kurallarını iyi okumasını ve ona göre hareket etmesi gerektiğini de belirtiyorum.
Hangi açıdan başarılı kabul edilirse edilsin milyar dolara yakın gişe hasılatı elde eden bir Hollywood filmi veya internet üzerinden oynanan oyunlarla oyunculardan alınan aylık ödemelerle elde edilen milyon dolarlar ne kadar saygı duyulacak bir iştir? Ne kadar haklı bir kazançtır? Bu konuya fazla değinmek istemiyorum çünkü konu kapitalizm ve sosyal adalet kavramlarına girebilir ve konu uzar ancak sadece tek bir örnek vermem gerekirse ticari bir sinema filminden bir yönetmenin, bir film şirketinin, bir özel efektçinin vb. bir kişinin kazandığı milyon dolarlar ile bir bilgisayar oyunundan bir oyun firmasının, bir oyun tasarımcısın vb. bir kişinin kazandığı milyon dolarlar mı haklı kazançtır, yoksa bir ilkokul öğretmenin küçük çocuklara okuma yazma öğretmek ve hayata hazırlamak için kazandığı üç beş kuruş mu haklı kazançtır? Üzerine her sene televizyonlarda gösterilir, bunlar bir de Oscar vb. ödüller aldıklarında çok duygusal (!) konuşmalar yaparlar. Dünyadaki herkese teşekkür ederler, tabii ki kendi dünyalarındaki herkese! Yüzleri böyle sevinç ve ağlamaklı bir görünüm alır başta oyuncular olmak üzere yönetmelerin, yapımcıların vs... Bu yüz ifadeleri ve halleri aslında bir seks filminde oynayan ve bu işi para karşılığı yaptığı açık olan bir kadının sahte orgazm olma yüz ifadelerine ve hareketlerine benzer. Bunun sebebi ödülleri alan bu şahıslar kamera karşısında adeta zafer kazanmış gibi, sosyal bir fayda sağlamış gibi konuşurlar ve saygıyı hak ettiklerini göstermek isterken duygusal ama sahte bir hale bürünürler ancak eve gittiklerinde ve yalnız kaldıklarında dolarlarla doldurdukları havuzlarında yüzerken "...bu sene de iyi müşteri bulduk sinemalara gidip bize para akıtan enayiler..." şeklindeki gerçek düşünceleri ile gerçek yüzlerini ortaya çıkarırlar. Her ne kadar birbirlerine benzer olduklarını söylemiş olsam da sizce maskeyle dolaşan bu kişiler mi hayata karşı dürüst bir duruş sergilemektedir yoksa işini açıkça para için yaptığı belli olan bir seks filmi yıldızı mı? Karar sizin...Açıkçası bahsettiğim şekilde sadece ticari amaçla yapılan, insanlara sosyal fayda anlamında neredeyse hiçbir şey vermeden sadece ceplerindeki paraya göz diken film, oyun, reklam, hizmet vb. gibi herhangi bir çalışmanın ve eylemin benim için saygıyı hak eden pek bir yanı yoktur, hatta benim gözümde beş kuruş değerleri yoktur. Bu gibi çalışma, karar ve davranışların hepsi benim için haksız kazanç olarak değerlendirilecektir.
Son olarak daha fazla uzmanlık alanıma giren sanal alemden bahsetmek istiyorum. İnternet ortamında, sanal alemde yapılan işlerle övünen, bu alanda saygı ve takdir umut eden kişiler, eğer bu isteklerinde gerçekten ciddilerse, ben bu kişiler için sadece üzülürüm. Baştan beri söylediğim gibi işi sadece para kazanmak için yapan ve bunu söyleyerek kabul eden kişiler için fazla sözüm yok, onlar zaten profesyonel kişiler, öyle değil mi? Benim sözüm gerçekten sanal alemde ticari bir iş yapıp, bunun değerli, saygı ve takdir hak eden bir iş olduğunu söyleyenlere... Aslında gerçekte olmayan bir platformda yapılan bu işlerin, yani fiziksel hiçbir anlamı ve değeri olmayan bu işlerin neresinden bakıp da web tasarımı, internet uygulaması, sosyal ağ (social network) vb. işlerde bir değer yargısına varabiliyorsunuz? Hepinizin bildiği ve çoğunuzun kullandığı malum sosyal ağ sitesi gibi bir proje yapıp kullanıcıların bilgileri üzerinden milyon, hatta milyar dolarlar kazanmakla mı değer yargısına varıyorsunuz? Gerçek anlamda hiçbir emek sarf etmeden oturduğunuz yerden para kazanmakla mı övünüyorsunuz? Beni yakından tanıyanlar bu konuda ne kadar agresif bir tutum içinde olduğumu bilirler ve uzmanlık alanım etkileşimli medya olmasına rağmen neden bu tip ortamlara internet üzerinde katılmadığımı, üye olmadığımı ve kullanmadığımı anlayabilirler. Ben bu rezil sisteme alet olup, bu gibi kişilere haksız kazanç elde ettirip sosyal bir kişi olmaktansa bunları reddedip asosyal biri olmayı tercih ederim. Başka bir tartışma konusu belki ama, bu yapıların ne kadar "social" olup insanları sosyal yaptığı da tartışılır.
Özetlemek gerekirse tasarım işleri ve süreci için;
1) Samimi değildir, yalan ve sahtedir (istisnalar olabilir).
2) Olacak olanı değil olması isteneni gösterir (istisnalar olabilir).
3) Başlangıcı, bitişi kısaca her şeyi paradır (istisnalar olabilir).
4) Para amacı doğrultusunda her yolu dener ve insanları kandırmaktan çekinmez (istisnalar olabilir).
5) Haksız kazanç elde edilse bile bunun haklı kazanç olabilmesi için çeşitli kılıflar he zaman bulunur.
6) Genellikle olumsuz taraflar umurunda olmaz çünkü kandırmak için her zaman etraf toz pembe olmak zorundadır.
7) Onu değerli kılan piyasadaki ya da sektördeki başarısıdır. Sosyal faydalar, insani duruşlar, insan ve çevre sağlığı gibi gerçek değerler çoğunlukla unutulur (istisnalar olabilir).
Sonuç olarak kimse kendini kandırmasın ve hayata karşı dürüst olsun. Bana sorabilirsiniz bu kadar negatif düşünce içinde neden bu işin içinde olduğumu... Ben zaten insanları kandırıp paralarını almaya çalışan bu sektörde direkt olarak yer almamak için işin eğitim tarafını seçtim. Benim belki de bunca söylediğim sözden sonra öğrencilere nasıl yalan söyleyeceklerini ve insanları nasıl kandıracaklarını öğrettiğimi düşünüp bunun bir çelişki yarattığını da düşünebilirsiniz. Bu düşüncede en azından kısmen haksızsınız diyemem. Ancak daha önce söylediğim gibi ben öğrencilerime hayata karşı dürüst olmak adına burada yazdıklarımı zaten anlatıyorum ve örnek olarak bir reklam ajansında çalışmaya başladıklarında neler yapacaklarını, ne tip kandırmaca ve sahtecilikte bulunacakları gibi konuları anlatarak aslında yapılan işlerin dışarıdan göründüğü gibi marifet olmadığını ve saygıyı hak etmediklerini, hatta eleştirilmeleri gerektiğini de söylüyorum. Hiçbir zaman bunları saklamadığımdan içim rahat. Şunu da belirtmeliyim ki eğer kendi değer yargılarıma uygun başarılı bir şekilde yapabileceğim başka bir sektörde çalışma şansım elde etseydim bu sektöre hemen bırakırdım, gelecekte de bırakırım. Ancak bütün eğitimim ve çalışmalarım 10 yıldır bu alanda ve açıkçası eğitim dışında başarılı olduğum, becerebildiğim başka bir alan yok, belki ileride olabilir...
Bugüne kadar yaptığım hiçbir tasarım işi ile övünmedim, onu gereğinden fazla değerli olarak görmedim ve bundan sonra da yapmayacağım. Zaten bahsettiğim sebeplerden dolayı tasarım işleri ile doğrudan piyasada iş yapmadığımı, sadece eğitimi ile uğraştığımı söylemiştim. Ben bu yalana ortak olmam, aslında kimse olmak istemiyordur ve durumun farkındadır ancak hayatını kazanma, ev geçindirme, para kazanma, zengin olma vb. gibi durumlardan dolayı ortak olmak zorunda kalıyorlardır ve bahsettiğim durumları göz ardı ederek kurulmuş düzene ayak uyduruyorlardır diye düşünüyorum. Böyle gelmiş, böyle gider düzeni elbet bir gün bir yerde tökezler nasıl olsa...
Son sözümü yazımın başlığından yola çıkarak söylemek istiyorum. "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" çok güzel bir atasözüdür. Peki sizce "Tasarımcının mumu ne zaman kadar yanar" ? Bana göre hiç yanmaz.
İletişim Tasarımcısı
Öğr. Gör. Salih Akkemik
Temmuz 2009
yazınızı büyük bir hayret içerisinde okudum. bazı kısımlarda aa yahu hakkaten bu böyle evet biye daha önce farkeedememişiz gibi sesler yükseldi kafamın içinde. demekki yeterince uyanık değilmişiz. insanlar işlerini(!) gayet iyi yapmış ki hala pek çok insan olayın farkında değil.
bu güzel yazı için teşekkür ederiz.
Yazımda da belirttiğim gibi aslında son derece öznel bir yazı ve benimle benzer görüşte olanlara veya karşıt görüşte olanlara da tabii ki saygım var. Yorumlar için teşekkür ederim.
Cok ilginc bir bakis acisi. Tasarimci degilim ama tasarimcilar icin digital cagin sanatcilari oldugunu dusunmusumdur. Devinart bana gore Paris'in Louvre muzesi, Londra'nin National galerisi. Buram buram sanattir tasarim. Icinde hayali, dusunceleri, planlari girer.. projele girer, tasarim girer... Yaraticilik girer... Tasarim icin soylenebilecek tonlarca guzel sey var. Isin en zor tarafida, isin icine ticaret girdiginde, en kotusunu en iyi hale getirebilmektir. Tasarimcinin iyi bir seyi yaratmasi zaten zor degildir, zor olan olumsuz bir seyi olumlu hale getirebilmektir. Bunu yapabilen tasarimciya ben bravo derim ancak, sonucu her ne olursa olsun, istenilen sonuca ulastiriyorsa, basarili bir calismadir. Suclanmasi gereken... tasarimciyi yerlesmis bir duzenden dolayi suclamaya gerek yok, hadi olsa bile bu dusunceyi yeni ogrenen genclere benimsetmek biraz dikkat ister diye dusunuyorum. Buda benim dusuncem:)
Konuyu aslında reklam sektörü ile sınırlamak daha doğru olur. Çünkü siz tasarımla ilgili her alanda olabilir demişsiniz. Ben hiç de öyle olmadığını düşünüyorum. Örneğin ben polietilen oyun parkları yapan bir firmada tasarımcı olarak çalışıyorum. Bu alanda söz konusu çocukların kullanacağı ürünler olduğu için sıkı sıkı standartlarla çerçeveli bir tasarım alanı var.Güvenlik ön planda o yüzden yalan söylemek imkansız.
Daha önce 5-6 yıl reklam sektöründe çalıştım. Yalan konusunda tamamen katılıyorum. Bizzat bir belediyenin afişini yaparken bir kısmı asfalt olan yolun tamamına istek üzerine Photoshop bir güzel asfalt döktüğümü söyleyebilirim.:)
Konu daha çok marka, ürün ve onun reklamı ile alakalı diye düşünüyorum.Teşekkürler.
Yazdıklarınıza katılıyorum ancak bahsettiğiniz olumsuzluklar tasarımcılık yada sanatın kendisiyle alakalı şeyler değil insanların bunları etik kuralların dışına çıkarak kullanmasıyla alakalı. Zaten tasarımın bir amacı vardır. Bir şeyleri kolaylaştırır. Grafik tasarım bir iletişim tasarımıdır ve insanların görsel algıları üzerine kurulmuştur. Reklam ise grafik tasarımı kullanan bir sektördür. Grafik tasarımın bir çok alanı vardır ve hepsi ürün sattırmaya yönelik değildir. Başka tasarım dalları için de aynı şey geçerlidir.
Kısacası başlığınız çok genel bir başlık olmuş ve anladığım kadarıyla sizin derdiniz reklam sektörü ve bazı iletişim mecralarının güçlerini kullanarak insanları istedikleri gibi yönlendirmeleri. Zaten bu tüm dünyaca kabul edilmiş bir gerçek. Hatta bir dizi bile var bununla ilgili (MAD MEN).
Makale
Haber
Etkinlikler
Konferans
inet-tr'09 XIV. Türkiye'de İnternet Konferansı
inet-tr'09 XIV. Türkiye'de İnternet Konferansı
inet-tr'09 XIV. Türkiye'de İnternet Konferansı 12-13 Aralık 2009
Bilgi Üniversitesi, Dolapdere, İstanbul
Türkiye'de Internet ile ilgili grupları bi...
Kategori:
Konferans
Kimler Burada? 
Son 1 dakika içinde MMIstanbul' da 356 (0 kayıtlı, 356 ziyaretçi) kullanıcı varmış. Login durumda olanlar aşağıda:
MMIstanbul Blog'undan
Blog Bölümü Blogevi.com'a Taşınıyor
Selam arkadaşlar MMIstanbul'da , tasarımcı ve programcıların blog yazılarını "feedleyerek" MMIstanbul okurlarını MMIstanbul dışın ...
7.500'üncü üyemiz Cem Koç!
Neler Yapılabilir?
500 Hatası Hakkında!
Reklam, MMIstanbul ve Yeni Projeler (Durumumuz Bu Tarzında)










Sevgili Salih, yazdıklarının her kelimesine katılmamak için insanın Kapitalizmin sopalarından hiç yememiş olması gerekiyor. Sömürü egemen bir yaklaşımın, hayatımızı bu kadar kuşattığı bir dönemde yaşamak, bunun farkına varmak ve daha da kötüsü bu kısır döngü içinde genelimizin sızlanmalarının dışında fazla bir şey yapamamamız durumun vahametini göstermekte.
Özden çok ambalajın ön planda olması sanırım kişiliklerimize de yansımış olsa ki, toplumsal ve global yalanlar içinde boğulup gidiyoruz. Bahsettiğin konu hayatın her yönünü saran bir hastalık, bu yüzden en az hastalıkla yaşamak için elimizden geleni yapmamızda fayda var.
60'ların Amerikan reklam dünyasını anlatan "Mad Men" adlı diziyi izleyenler bilir, adeta reklamcıların "dünya bizim elimizden yeniden şekilleniyor bu fırsatı kaçırmayın" dercesine müşterilerini nasıl etkilediği anlatılıyor.Dizi deyince bu arada aklıma geldi, paylaşmak istiyorum. 60-70 yıllara ait "Doktor Tavsiyeli Sigaranın Faydaları" adlı bir afişin hazırlandığını gördüğümde çok şaşırmıştım.
ACABA YALANIN EN BÜYÜĞÜNÜ KİM SÖYLÜYOR?